Kırıkkale,Türkiye
0531 914 59 64
info@nuraniyat.com

Tıbb-ı Nebevî

Tıbb-ı Nebevî


Tıbb-ı Nebevî

Bir dinin sağlıklı ve temiz yaşama ilkeleriyle tanınıyor olması gerçekten çok önemli. Bilindiği gibi Hazreti Peygamber önce temizliğe, sonra da sağlığa, tedaviye ve sağlıklı kalabilmek için az ve temiz yemeye çok önem vermiştir.

Öncelikle onun bilgisini aldığı vahiy ve Kur’an-ı Kerim, helal yemeye dikkat çektiği her yerde helale bir de ‘tayyib’ olması şartını ilave eder. Bir şeyin ‘helal’ olması, yasaklanan şeylerden olmaması, ‘tayyib’ olması ise temiz, hoş ve fıtrata ve sağlığa uygun olması demektir. Yeme ve içmede olduğu gibi ibadetlerde de temizlik ön şarttır. İnsanın, kendisine bir emanet olarak verilen bedenini iyi koruması ve kendisini kendi elleriyle tehlikeye atmaması istenmiştir.

Dinin bu özelliği İslam’daki bilgi anlayışına da yansımış başlangıçta bilginin ana konusu din bilgisi ve sağlık/beden bilgisi olarak iki temel başlıkla anlatılmıştır. İslam âlimlerinden bu ayırıma ilk değinen muhtemelen İmam Şafiî’dir. Ondan sonra yine onun çizgisindeki İmam Gazali “ilim, ilm-i edyan ve ilm-i ebdandan ibarettir” diyecektir. Yani ilim denen şey din ve beden ilmine indirgenebilir.

Kur’an-ı Kerim’in bir yorumu ve uygulaması olarak Hazreti Peygamber’in tedaviye ve temizliğe dikkat çekmesi, Müslümanları başından itibaren bu iki alanda kafa yormaya ve sağlam bilgi üretmeye sevk etmiş, buna bağlı olarak “Tıbb-ı Nebevî”, yani Peygamber’den alınan sağlık bilgileri adıyla bir ilgi ve bilgi alanı gelişmiş, sonucunda da tıbbın bütün alanlarında, sadece isimleri bile iki üç cilt tutacak kadar kitaplar kaleme alınmıştır.

İmam Malik’ten başlamak üzere ilk Hadis Mecmualarında hep tıpla ilgili bir bölüm vardır. Konuyla ilgi ilk biyografik eser ise İmam Ali Riza bin Musa Kâzım’ın (v. 203/818) risalesidir. Ardından Endülüslü Abdülmelik bin Habîb (238/853) ismini de koyarak “et-Tıbbu’n-Nebevî” kitabını yazmıştır. Bağdatlı Abdüllatîf (v. 629/1231) ise aynı konuyu muhtemelen ilk tabip ve aynı zamanda fakih olarak ele almış, Hazreti Peygamber’in tıpla ilgili hadisi şeriflerini toplayıp Kur’an-ı Kerim’deki ilgili ayetlerle birlikte şerh ederek adını “et-Tıp mine’l-Kitabı ve’s-Sünne” koymuştur. Yani Kur’an-ı Kerim ve Sünnet’ten öğrenilen tıp demek.

Sonra pek çok İslam âlimi konuyla ilgilenerek ansiklopedik eserler meydana getirmişler. İbnüs-Sinnî, Ebu Nuaym el-Isbehanî, Kemal bin Tarhan, İbnü’l-Kayyim, İmam Zehebî ve Süyutî bu âlimlerdendir. Yazdıkların bir kısmı büyük bir cilt hacmindedir.
Bununla birlikte Müslümanların Tıbb-ı Nebevî ile ilgili tevarüs edilen bilgileri bağlayıcı ve sınırlayıcı olarak görmemeleri İslam dünyasında tıp biliminin gelişmesinin önünü de açmıştır. Yani Tıbb-ı Nebevî bir alternatif tıp değildir. Her şeyden önce bugünkü tabiriyle bir koruyucu hekimlik tedbiridir. Buna, Tıbb-ı Nebevî’ye göre asıl olan hastalanmamak ya da sağlığı korumaktır da diyebiliriz.

İslam âlimleri Tıbb-ı Nebevî’nin genel özelliklerini belirlemeye çalışırlarken şunları söylerler:
Tıbba dair hadislerin bir kısmı vahye dayalı da olabilir, ama bir kısmı Hazreti Peygamber’in kendi zamanından ve yaşadığı kültürden edindiği bilgilerdir. Bu sebeple bu hadisi şerifler dini alandakiler gibi bağlayıcı değildir, genel anlamıyla sağlığa ve tedaviye teşviktir. Hazreti Peygamber’in bizzat kendileri de doktor çağırmıştır, Hazreti Aşe ona bazı geleneksel tedaviler uygulamıştır. Bununla birlikte onun, salt dünyevî de olsa, söylediği hiçbir söz yanlış değildir. Çünkü Hazreti Peygamber’in dini olanla olmayan sünneti her zaman kesin hatlarla birbirinden ayrılamaz. Onun bir fiilinin dini mi dünyevi mi olduğunda tereddüt edilirse dini olduğu kabul edilir, çünkü onun hayatında çoğunluk ve asıl görev budur. Biz en doğru olana isabet edemediği zamanlar Allah’ın onu uyardığını biliyoruz. O halde uyarmadığı yerlerde her söylediği doğrudur diye inanırız. Ama doğru olmasıyla, bağlayıcı olması ve doğrulardan bir doğru olması farklı şeylerdir.

Allah haramda şifa yaratmamıştır. Bunun bir anlamı da ilaçların helal alternatiflerinin bulunmasının Müslümanlar için bir görev olduğudur. Meşhur hurma aşılama olayı aslında dünyaya ilişkin ilmi meselelerde Müslümanların önünü açma ve onları buna teşvik etme anlamı taşır. Bu olay bilgi felsefesi açısından da önemlidir. Gelecek yazımızda da buna değinelim inşallah.

 


 

Kaynak: Faruk Beşer
Teknik Destek: seodanisman
Edited by: Tıbb-ı Nebevî Uzmanı

Lütfen bu sayfayı sevdiklerinizle paylaşın

guest
İsteğe bağlı, önemli değil
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
NURANIYAT
0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x